ISSN 2149-2263 | E-ISSN 2149-2271 Home      
 
Volume : 15 Issue : 4
Current Issue Archive Popular Article Ahead of Print

   
Quick Search





 
Anatol J Cardiol: 15 (4)
Volume: 15  Issue: 4 - April 2015
Hide Abstracts | << Back
ORIGINAL INVESTIGATION
1.Carvedilol and nebivolol improve left ventricular systolic functions in patients with non-ischemic heart failure
Mustafa Karabacak, Abdullah Doğan, Şenol Tayyar, Mehmet Özaydın, Doğan Erdoğan
PMID: 25413223  PMCID: PMC5336834  doi: 10.5152/akd.2014.5337  Pages 271 - 276
Amaç: Kalp yetersizliğinde (KY), karvedilol ve nebivololün kısa dönem sistolik sol ventrikül (SV) fonksiyonları üzerine farklı etkilerinin olup olmadığı belirsizdir. Bu ilaçlar, SV’nin sistolik ve diyastolik fonksiyonlarını düzeltir. Bu yüzden, iskemik olmayan dilate kardiyomiyopatili hastalarda, bu ajanların, SV sistolik fonksiyonları üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.
 
Yöntemler: Eylül 2008 ile Kasım 2010 tarihleri arasında, semptomatik ve ejeksiyon fraksiyonu  (EF) düşük (EF?%40) olan iskemik olmayan 61 KY hastası çalışmaya alındı. Hastalar, karvedilol (n=31, 16 erkek) ve nebivolol (n=30, 19 erkek) gruplarına randomize edildi. Başvuruda ve hedef ilaç dozu sonrası 3. ve 6. aylarda, hastalar klinik ve ekokardiyografik olarak değerlendirildi. Karvedilol grubunda hastaların %42’si, nebivolol grubunda ise %47’si randomizasyon öncesi hedef ilaç dozuna ulaştı. SV sistolik fonksiyonu; ventrikül çapları, EF, ejeksiyon zamanı (EZ), izovolümik kontraksiyon zamanı (İVKT) izovolümik gevşeme zamanı (IZRZ) ve miyokart performans indeksi (MPİ) ile değerlendirildi.
 
Bulgular: Altıncı ayda, karvedilol ve nebivolol EF’yi (sırasıyla %33±4’den %36±5’e, p<0,01 ve %34±5’den %37±5’e, p<0.01, gruplar-arası p=0,30) ve MPİ’yi (sırasıyla 0,71±0,10’den 0,53±0,07’e, p<0,01 ve 0,69±0,13’den 0,52±0,08’e, p<0,01, gruplar-arası p=0,45) benzer şekilde düzeltti. SV çapları iki grupta azaldı. Her iki grupta, İVKT ve İVGZ anlamlı olarak azaldı ve ET arttı, ancak gruplar-arası fark yoktu. Kalp hızı ve kan basıncı gibi, fonksiyonel kapasite de (NYHA sınıf II-III’den, sınıf 0-I’e) benzer oranda iyileşti. Pro-B tipi natriüretik peptit düzeyleri iki grupta benzerdi.

 
Sonuç: İskemik olmayan KY hastalarında, karvediolol ve nebivolol, SV sistolik fonksiyonlarını benzer şekilde iyileştirir.

Objective: It is unclear whether carvedilol and nebivolol produce different effects on short-term left ventricle (LV) systolic function in heart failure (HF). These drugs could improve systolic and diastolic functions of the LV. Thus, we aimed to compare their effects on LV systolic functions in patients with non-ischemic HF.
 
Methods: This study included 61 symptomatic non-ischemic HF patients with low ejection fraction (EF) (EF?40%) between September 2008 and November 2010. The patients were randomized to carvedilol (n=31, 16 males) or nebivolol (n=30, 19 male). They were evaluated clinically and echocardiographically at baseline and 3 and 6 months after target dose; 42% of patients in the carvedilol group and 47% in the nebivolol group achieved the target dose before randomization. LV systolic functions were evaluated with ventricle diameters, EF, ejection time (ET), isovolumic contraction time (IVCT), isovolumic relaxation time (IVRT), and myocardial performance index (MPI).
 
Results: At 6 months, carvedilol and nebivolol similarly improved EF (from 33±4% to 36±5%, p<0.01 and from 34±5% to 37±5%, p<0.01, inter-group p=0.30, respectively) and MPI (from 0.71±0.10 to 0.53±0.07, p<0.01 and from 0.69±0.13 to 0.52±0.08, p<0.01, intergroup p=0.45, respectively). LV diameter was reduced by a similar extent in both groups. In each group, IVCT and IVRT were significantly shortened and ET was prolonged, but there was no inter-group difference. Functional capacity improved similarly (from NYHA Class II-III to Class I-0) in both groups, as did heart rate and blood pressure. Reduction of pro-B-type natriuretic peptide levels was also comparable in both groups (p=0.41).
 
Conclusion: Carvedilol and nebivolol can similarly improve LV systolic functions in non-ischemic HF patients.
 

2.Platelet-to-lymphocyte ratio is a predictor of in-hospital mortality patients with acute coronary syndrome
Mustafa Oylumlu, Abdulkadir Yıldız, Muhammed Oylumlu, Murat Yüksel, Nihat Polat, Mehmet Zihni Bilik, Abdurrahman Akyüz, Mesut Aydın, Halit Acet, Serdar Soydinç
PMID: 25413224  PMCID: PMC5336835  doi: 10.5152/akd.2014.5366  Pages 277 - 283
Amaç: Trombositler ve enflamatuvar hücreler akut koroner sendromun (AKS) önemli unsurlarıdır. Son zamanlarda yapılan çalışmalar, platelet lenfosit oranı (PLR) ile çeşitli kanserler arasında ilişkili olduğunu göstermiştir, ancak kardiyovasküler hastalıklarda yeterli veri yoktur. Bu nedenle, bu çalışmanın amacı PLR ve AKS’lu hastalarda hastane içi mortalite arasındaki ilişkiyi araştırmaktır.
 
Yöntemler: Bu bir tek merkezli, gözlemsel bir çalışmadır. Geriye dönük olarak koroner anjiyografi yapılan AKS’li hastalar toplandı. Toplam ve diferansiyel lökosit sayısı otomatik hematoloji analizörü ile ölçüldü.
 
Bulgular: Yaş ortalaması 61,8±13,1 yıl olan toplam 587 hasta (%68,4 erkek) çalışmaya alındı. Hastalar PLR düzeylerine göre 3 tertile ayrıldı. Hastane içi mortalite orta ve alt PLR tertil gruplar ile karşılaştırıldığında üst PLR tertil grubunda anlamlı olarak yüksek bulundu (29 (%14,8)’a karşı 17 (%8,7) ve 2 (%1,0) p<0,001). Çok değişkenli analizde, PLR yüksek düzeyde yaş, toplam lökosit sayısı ve kreatinin ile birlikte hastane içi mortalitenin bağımsız belirleyicisi oldu. Kesim değeri 142 kullanıldığında, PLR %69 duyarlılık ve %63 özgüllük ile hastane içi mortaliteyi tahmin etti.
 
 
Sonuç: PLR diğer enflamatuvar belirteçler ve tahlillerden farklı olarak ucuz ve kolay ulaşılabilir bir belirteç olduğundan AKS hastalarında kardiyak risk sınıflandırması için yararlı olabilir.

Objective: Platelets and inflammatory cells are vital elements of acute coronary syndromes (ACS). Recent studies have shown that the platelet-to-lymphocyte ratio (PLR) is associated with several malignancies; however, there are not enough data in cardiovascular diseases. Therefore, the aim of this study was to explore the association between PLR and in-hospital mortality in patients with ACS.
 
Methods: We retrospectively collected patients with ACS undergoing coronary angiography. Total and differential leukocyte counts were measured by an automated hematology analyzer.
 
Results: This study is single-centered and observational. In total, 587 patients with a mean age of 61.8±13.1 years (68.4% male) were enrolled in the study. Patients were divided into 3 tertiles based on PLR levels. In-hospital mortality was significantly higher among patients in the upper PLR tertile when compared with the middle and lower PLR tertile groups [29 (14.8%) vs. 17 (8.7%) and 2 (1.0%); p<0.001]. In the multiple logistic regression analysis, a high level of PLR was an independent predictor of in-hospital mortality, together with age, total leukocyte count, and creatinine. Using a cutoff point of 142, the PLR predicted in-hospital mortality with a sensitivity of 69% and specificity of 63%.
 
Conclusion: Different from other inflammatory markers and assays, PLR is an inexpensive and readily available biomarker that may be useful for cardiac risk stratification in patients with ACS. 
 

3.The relationship between dipping-non-dipping arterial blood pressure pattern and frequency of restless leg syndrome with related factors
Sena Memnune Ulu, Ahmet Ahsen, Önder Akcı, Fatima Yaman, Kasım Demir, Gökhan Yaman, Şeref Yüksel, Gürsel Acartürk
PMID: 25413225  PMCID: PMC5336836  doi: 10.5152/akd.2014.5381  Pages 284 - 288
Amaç: Gece saatlerinde meydana gelen kan basıncındaki düşmenin kaybolması artmış kardiyovasküler olay sıklığı ile yakından ilişkilidir. Huzursuz bacak sendromu (HBS), özellikle akşam saatleri ve geceleri daha belirgin olan ve istirahat halindeyken ortaya çıkan; bacaklarda ağrı ve huzursuzluk hissinin eşlik ettiği uyku ve yaşam kalitesini bozan bir durumdur. HBS varlığı ile hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalık riski artmaktadır. Biz de, dipping ve nondipping kan basıncı paterninin HBS ile ilişkisini araştırmayı amaçladık.
 
Yöntemler: Çalışmaya ambulatuvar kan basıncı takibi (AKBM) için 24 saat kan basıncı takibi (TA) uygulanan 100 dipper ve 100 nondipper paterne sahip toplam 200 hasta alındı. Hastaların HBS tanısı için uluslararası huzursuz bacak sendromu çalışma grubu (UHBSÇG) tarafından hazırlanan HBS tanı kriterlerini içeren tanı anketi uygulandı.
 
Bulgular: Çalışmamızda; nondipping kan basıncı paternine sahip olan hastaların HBS şiddet puanı daha yüksek olduğu ve bu hastaların daha şiddetli HBS seyri olduğu bulunmuştur. Dipping ve nondipping kan basıncı paterni arasında HBS varlığı açısından fark bulunmamıştır.
 
Sonuç: Kan basıncı paternine göre dipper ve nondipper özellikte olmak; HBS riskini artırmamaktadır ancak; nondipper kan basıncı özelliğine sahip olan hastalarda, HBS varlığında, HBS şiddeti artmaktadır. Bu açıdan nondipping kan basıncı paternine sahip olan; hastaların yaşam kalitesini düzeltmek için, HBS varlığı açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyleyebiliriz.
Objective: The lack of nocturnal decline in blood pressure (BP) is associated with an increase in cardiovascular events. Restless leg syndrome (RLS) is an uncomfortable feeling in which the patient wants to budge the legs with ache in the legs. RLS also increases the hypertension and cardiovascular risk. In this study, we aimed to evaluate the relationship between dipping and non-dipping blood pressure patterns with RLS and its severity.
 
Methods: Two hundred patients who had 24-hour ambulatory blood pressure monitoring (ABPM) were enrolled into this cross-sectional study. They were classified by blood pressure pattern as dipping and non-dipping. Then, 100 patients with the dipper pattern and 100 patients with the non-dipper pattern were chosen. A questionnaire for RLS diagnosis that was prepared by the International RLS Study Group was given performed to the patients.
 
Results: RLS symptom score was higher in patients with non-dipping blood pressure patterns (NDBPP), and patients with NDBPP had more severe RLS. Beside this, there were no differences in terms of RLS frequency in dipping and non-dipping blood pressure patterns.
 
Conclusion: As a conclusion, dipping and non-dipping blood pressure patterns do not increase RLS risk. But, if patients with NDBPP have RLS, they have more severe RLS. So, we suggest that evaluating a patient with a non-dipping blood pressure pattern, considering RLS, would be helpful to ameliorate the quality of life of the patient
 

4.Effect of percutaneous mitral balloon valvuloplasty on right ventricular functions in mitral stenosis: Short- and mid-term results
Sinan İnci, Mustafa Kemal Erol, Eftal Murat Bakırcı, Hikmet Hamur, Hüsnü Değirmenci, Hakan Duman, Şule Karakelleoğlu
PMID: 25413226  PMCID: PMC5336837  doi: 10.5152/akd.2014.5360  Pages 289 - 296
Amaç: Mitral darlığı olgularında perkütan mitral balon valvuloplastinin (PMBV) sağ ventrikül fonksiyonları üzerine olan etkisinin kısa ve orta dönemde değerlendirilmesidir.
 
Yöntemler: Normal sinüs ritminde kritik mitral darlığı olan 61 hastanın alındığı prospektif bir çalışma yapıldı (%68 kadın, yaş: 42±11 yıl). Sağ ventrikül fonksiyonlar, PMBV öncesi, sonrası, 3. ay ve 1. yılda konvansiyonel ve doku Doppler ekokardiyografi görüntüleme yöntemleri kullanılarak ölçüldü. Ayrıca hastalar PMBV öncesi ekokardiyografi ile ölçülen sistolik pulmoner arter basıncına (PAP) göre iki grupta (PAP?40 mm Hg, n: 46; PAP<40 mm Hg, n: 15) değerlendirildi.
 
Bulgular: Tüm hasta grubunda, PMBV sonrası ortalama gradiyent, pulmoner arter basıncı, sol atriyum boyutu anlamlı olarak azalmış, mitral kapak alanı anlamlı olarak artmıştı. Pulmoner arter basıncında 1.yılda bu anlam kayboldu. Sağ ventrikül fonksiyonlarını gösteren triküspit annüler düzlem sistolik hareketi (TAPSE), sistolik velosite, erken diastolik velosite ve izovolümik zirve miyokart hızı (IVV) değerlerinde PMBV sonrası anlamlı artış 1.yılda ortadan kalktı. Miyokardiyal performans indeksi (MPİ) ve geç diyastolik velosite değerlerinde PMBV sonrası anlamlı azalma 1.yılda anlamlılığını yitirdi. İzovolümik akselerasyon (IVA) değerlerinde ise anlamlı değişiklik izlenmedi. Pulmoner hipertansiyonu olan grup tüm grup sonuçlarına benzer anlamlılıklar gösterdi. Pulmoner hipertansiyonu olmayan grupta ise PMBV sonrası TAPSE, sistolik hız, erken diyastolik hız, IVV ve IVA değerleri anlamlı artış göstererek bu düzeyini 1. yıla kadar korudu. MPİ ve geç diyastolik hız değerleri ise anlamlı azalma değerlerini 1. yıla kadar sürdürdü.
 
Sonuç: PMBV’nin sağ ventrikül fonksiyonları üzerine akut dönemdeki pozitif etkisi pulmoner hipertansiyon gelişen hastalarda orta dönemde azalmakta hatta kaybolmaktadır. Hastalara pulmoner hipertansiyon gelişmeden müdahale edilmesi, sağ ventrikül fonksiyonlarının düzelmesi açısından oldukça önemlidir.
Objective: To evaluate the short- and mid-term effects of percutaneous mitral balloon valvuloplasty (PMBV) on right ventricular functions in mitral stenosis.
 
Methods: A prospective study was conducted in 61 patients who had mitral stenosis in normal sinus rhythm (68% female, age: 42±11-16 years). Right ventricular functions were measured before, immediately after, and at 3 months and 1 year after PMBV by conventional and tissue Doppler echocardiography imaging methods. Additionally, the patients were evaluated in two groups (PAP?40 mm Hg, n: 46; PAP<40 mm Hg,
n: 15) according to the systolic pulmonary artery that was measured by echocardiography prior to PMBV.
 
Results: Post-PMBV mean gradient, pulmonary artery pressure (PAP), and left atrial size decreased significantly, and the mitral valve area increased significantly in both patient groups. This significance in pulmonary artery pressure was lost at 1 year. The significant post-PMBV increase in tricuspid annular point systolic excursion (TAPSE), systolic velocity, early diastolic velocity, and peak myocardial velocity during isovolumic contraction (IVV), indicating right ventricular functions, disappeared at 1 year. The significant post-PMBV decrease in myocardial performance index (MPI) and late diastolic velocity lost its significance at 1 year. No significant change was observed in myocardial acceleration during isovolumic contraction (IVA). The group with pulmonary hypertension demonstrated significance similar to the results of the overall group. Post-PMBV TAPSE, systolic velocity, early diastolic velocity, IVV, and IVA increased significantly, and this increase was maintained up to 1 year in the group without pulmonary hypertension. MPI and late diastolic velocity maintained their significantly decreased values up to 1 year.
 
Conclusion: The positive effect of PMBV on right ventricular function in the acute period decreases and even disappears in the mid-term in patients developing pulmonary hypertension. Intervention in the patients prior to the development of hypertension is very important for the improvement in right ventricular functions.
 

5.Predictors of clinical outcome in transfemoral TAVI: Circumferential iliofemoral calcifications and manufacturer-derived recommendations
Markus Reinthaler, Sunil K. Aggarwal, Rodney De Palma, Ulf Landmesser, Georg Froehlich, John Yap, Pascal Meier, Michael J. Mullen
PMID: 25413227  PMCID: PMC5336838  doi: 10.5152/akd.2014.5311  Pages 297 - 305
Amaç: Bu çalışma, transfemoral (TF) TAVİ’de, kanıta dayalı önerilerini değil; hali hazırda sirkumferansiyel ilio-femoral kalsifikasyonların öngörü değerini araştırmayı amaçlamıştır.

 
Yöntemler: TF TAVI’ye gidecek (n=132) ilio-femoral anatomide, geniş bir yelpazedeki bir hasta toplumu, mevcut önerilere göre retrospektif olarak "uygun" (n=76, %58) ve "uygun değil" (n=56, %42) adaylara ayrıldı. Hastaların çoğunda kabul taraması için ilio-femoral anjiyografi ve rekonstrükte multislays CT (MSCT) görüntüleri kullanıldı.

 
Bulgular: "Uygunsuz” olan grupta, damar özellikleri belirgin olarak kötüydü. “Uygunsuz” olan grupta, kılıfın minimal iç damar çapına oranı (MİDÇ) ve kalsiyum skoru 1,35±0,2 ve 1,7±0,8’di. Bu "uygun" grup hastalardakilerle 1,0±0,12 (p <0.0001) ve 1,0±0,7 (p=0,0001) karşılaştırıldı. Majör vasküler komplikasyonları (MVK), "uygunsuz" grupta (%10,7'ye karşı %2,6, p=0,07) daha sık meydana geldi ve dairesel iliyo-femoral kireçlenmeler [OR: 6, CI (%95): =0,025 1,2-26, p], MİDÇ tarafından öngörülebildi [OR 64, CI (%95): 1,4-2971, p=0,03]. Çok değişkenli analizde, sirkumferansiyel kalsifikasyonlara karşılık [HR: 3,6, CI: 1-13,2 (CI %95), p=0,043], majör vasküler komplikasyon ya da üreticinin önerileri, artan mortalite ile ilgili bulunmamıştır.

 
Sonuç: Sonuçlarımıza göre, yapımcı önerileri güvenli fakat fazla korumacıdır. Sirkumferansiyel ilio-femoral kalsifikasyonlar, TAVİ’ye giden hastada, bağımsız bir prognostik bilgi sağlayabilir.

Objective: This study aimed to investigate the predictive value of circumferential iliofemoral calcifications and current manufacturer recommendations, which are not evidence-based, in transfemoral (TF) transcatheter aortic valve implantation (TAVI)
 
Methods: A patient cohort with a broad range of iliofemoral anatomies undergoing TF TAVI (n=132) were retrospectively divided as “suitable” (n=76, 58%) and “unsuitable” (n=56, 42%) candidates according to current recommendations. Iliofemoral angiography and reconstructed multislice CT (MSCT) images were used for access screening in the majority of patients.
 
Results: Vessel properties were significantly worse in the “unsuitable group.” The sheath-to-iliofemoral artery ratio (SIFAR) and calcium score were 1.35±0.2 and 1.7±0.8 in the unsuitable group, compared to 1.0±0.12 (p<0.0001) and 1.0±0.7 (p=0.0001) in the “suitable” patients. Major vascular complications (MVCs) occurred more frequently in the “unsuitable” group (10.7% vs. 2.6%, p=0.07) and were predicted by SIFAR [OR: 64, 95% CI: 1.4-2971, p=0.03] and circumferential iliofemoral calcifications [OR: 6, 95% CI: 1.2-26, p=0.025]. In the multivariate analysis, circumferential calcifications [HR: 3.6, 95% CI: 1-13.2, p=0.043] but not major vascular complications (MVCs) or manufacturer recommendations were associated with increased mortality.
 
Conclusion: According to our results, manufacturer recommendations are safe but overly conservative. Circumferential iliofemoral calcifications may provide independent prognostic information in patients undergoing TAVI. 
 

6.The protective effect of single dose tadalafil in contrast-induced nephropathy: An experimental study
Kerem Özbek, Köksal Ceyhan, Fatih Koç, Erkan Söğüt, Fatih Altunkaş, Metin Karayakalı, Ataç Çelik, Hasan Kadı, R. Doğan Köseoğlu, Orhan Önalan
PMID: 25880289  PMCID: PMC5336839  doi: 10.5152/akd.2014.5380  Pages 306 - 310
Amaç: Kontrast ilişkili nefropati akut böbrek yetersizliğinin en sık sebeplerinden biridir. Kontrasta bağlı direk toksik etki, reaktif oksijen ürünlerinin sebep olduğu iskemik zedelenme, artmış perivasküler hidrostatik basınç, yüksek viskozite, endotelin, nitrik oksit, adenozin gibi vazoaktif maddelerin aktivitesinde oluşan değişiklikler patogenezde önemli rol oynar. Tadalafil, nitrik oksiti yıkan fosfodiesteraz enzimini inhibe ederek etki eder. Nitrik oksit vazodilatasyon yaparak renal ve medüller kan akımını artırır, mitokondriyal solunumu düzenler, serbest oksijen radikallerinin temizlenmesine aracılık eder. Bu nedenle nitrik oksit düzeylerini artıran ilaçların kontrasta bağlı nefropatinin gelişimini azaltması beklenir. Çalışmamızda tadalafilin kontrast ilişkili nefropati gelişimini azaltacağı hipotezini test etmeyi amaçladık. 
 
Yöntemler: Çalışmaya her grupta 8 adet olmak üzere toplam 24 adet dişi wistar-albino sıçan alındı. 48 saat dehidratasyonu takiben ilk gruba kontrast madde (diatrozoate 6 mL/kg), ikinci gruba kontrast madde ile birlikte tadalafil (10 mL/kg) çözelti halinde verildi, son grup ise kontrol grubu olarak alındı. İşlemden 48 saat sonra kan ve doku örnekleri alındı.
 
Bulgular: Serum sistatin C, kreatinin ve BUN değerleri kontrast ile birlikte tadalafil verilen grupta kontrast verilen gruba göre anlamlı düzeyde daha düşük izlendi. Serum ve doku malondialdehit düzeyleri benzer şekilde kontrast ile birlikte tadalafil verilen grupta kontrast grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük bulundu. 
 
Sonuç: Bu sonuçlar tadalafilin sıçanlarda kontrast ilişkili nefropati gelişimini azaltabileceğini göstermektedir.
Objective: Contrast-induced nephropathy (CIN) is one of the most common causes of acute renal failure in hospitalized patients. The direct toxic effect of contrast media; ischemic damage caused by reactive oxygen species; increased perivascular hydrostatic pressure; high viscosity and changes in the activity of vasoactive substances play important roles in the pathogenesis. Tadalafil inhibits the phosphodiesterase enzyme which destroys nitric oxide. Nitric oxide causes renal vasodilatation, increases renal medullar blood flow and mediates the removal of free oxygen radicals. Drugs that increase levels of nitric oxide are expected to reduce the development of contrast nephropathy due to contrast media. We aimed to test the hypothesis that tadalafil reduces the development of contrast nephropathy due to contrast toxicity.
 
Methods: A total of 24 female Wistar albino rats, three groups of eight, were included in the study. After 48 hours of dehydration, contrast media (meglumine diatrozoate, 6 mL/kg) was administered to the first group, and contrast media with tadalafil (10 mg/kg) was administered to the second group. The third group served as the control group. Blood and tissue samples were taken 48 hours after this procedure.
 
Results: Serum cystatin C, serum creatinine and blood urea nitrogen (BUN) values were significantly lower in the contrast with tadalafil group compared to the group given only contrast. Serum and tissue malondialdehyde (MDA) levels were significantly lower in the contrast with tadalafil group than in the contrast only group.

 
Conclusion: These results demonstrate the protective effect of tadalafil in the prevention of CIN in rats. 
 


EDITORIAL COMMENT
7.Phosphodiesterase-5 inhibitors: Emerging nephroprotective drugs
Zaid Abassi, Zaher Armaly
PMID: 25880290  PMCID: PMC5336840  doi: 10.5152/akd.2015.15072  Pages 311 - 312
Abstract | Full Text PDF

ORIGINAL INVESTIGATION
8.Acute effects of ultrafiltration on aortic mechanical properties determined by measurement of pulse wave velocity and pulse propagation time in hemodialysis patients
Banu Şahin Yıldız, Alparslan Şahin, Nazire Başkurt Aladağ, Gülgün Arslan, Hakan Kaptanoğulları, İbrahim Akın, Mustafa Yıldız
PMID: 25413228  PMCID: PMC5336841  doi: 10.5152/akd.2014.5373  Pages 313 - 317
Amaç: Hemodiyalizin nabız dalga hızı üzerindeki akut etkileri kafa karıştırıcıdır. Çalışmamızın amacı ultrafiltrasyonun aortun mekanik özellikleri üzerindeki etkilerinin karotis-femoral (aort) nabız dalga hızı ve nabız ilerleme zamanı vasıtası ile değerlendirilmesidir.
 
Yöntemler: Hemodiyaliz tedavisi alan (ortalama diyaliz süresi: 40.7±25.6 (4-70) ay)  26 ardışık hasta (12 bayan, 14 bay) ve 29 sağlıklı olgu (13 bayan, 16 bay) çalışmamıza dahil edildi. Kan basıncı ölçümü ve Comlior Colson cihazı (Createch Industrie, Fransa) ile yapılan karotis-femoral (aort) nabız dalga hızı ve nabız ilerleme zamanı ölçümleri hemodiyaliz seansı öncesi ve sonrasında yapıldı.
 
Bulgular: Sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, ortalama kan basıncı, nabız basıncı ve nabız dalga hızı hemodiyaliz hastalarında, nabız ilerleme zamanı ise sağlıklı olgularda anlamlı olarak daha yüksekti. Ultrafiltrasyon sonrası ise öncesine göre, vücut ağrılığı, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, ortalama kan basıncı ve nabız dalga hızı anlamlı olarak düşmekte, kalp hızı ve nabız ilerleme zamanı ise anlamlı olarak artmaktadır. Nabız dalga hızı ile yaş, boy, bel çevresi, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, ortalama kan basıncı, nabız basıncı ve kalp hızı arasında anlamlı bir pozitif korelasyon saptanmıştır.
 
Sonuç: Her ne kadar hemodiyaliz tedavisi kronik dönemde aortun mekanik özelliklerini kötüleştirebilse de, hemodiyaliz sırasındaki ultrafiltrasyon nabız ilerleme zamanı ve aort distansibilitesi ile ters ilişkili olan aort nabız dalga hızını anlamlı olarak iyileştirebilir.
Objective: The effects of acute hemodialysis session on pulse wave velocity are conflicting. The aim of the current study was to assess the acute effects of ultrafiltration on the aortic mechanical properties using carotid-femoral (aortic) pulse wave velocity and pulse propagation time.
 
Methods: A total of 26 (12 women, 14 men) consecutive patients on maintenance hemodialysis (mean dialysis duration: 40.7±25.6 (4-70) months) and 29 healthy subjects (13 women, 16 men) were included in this study. Baseline blood pressure, carotid-femoral (aortic) pulse wave velocity, and pulse propagation time were measured using a Complior Colson device (Createch Industrie, France) before and immediately after the end of the dialysis session.
 
Results: While systolic blood pressure, diastolic blood pressure, mean blood pressure, pulse pressure, and pulse wave velocity were significantly higher in patients on hemodialysis than in healthy subjects, pulse propagation time was significantly higher in healthy subjects. Although body weight, systolic blood pressure, diastolic blood pressure, mean blood pressure, pulse pressure, and pulse wave velocity were significantly decreased, heart rate and pulse propagation time were significantly increased after ultrafiltration. There was a significant positive correlation between pulse wave velocity and age, body height, waist circumference, systolic blood pressure, diastolic blood pressure, mean blood pressure, pulse pressure, and heart rate.

 
Conclusion: Although hemodialysis treatment may chronically worsen aortic mechanical properties, ultrafiltration during hemodialysis may significantly improve aortic pulse wave velocity, which is inversely related to aortic distensibility and pulse propagation time.
 


EDITORIAL COMMENT
9.Arterial function and cardiovascular risk in dialysis
Biagio R Di Iorio, Lucia Di Micco
PMID: 25880291  PMCID: PMC5336842  doi: 10.5152/akd.2015.15045  Pages 318 - 319
Abstract | Full Text PDF

ORIGINAL INVESTIGATION
10.Acute effect of zoledronic acid infusion on atrial fibrillation development in patients with osteoporosis
Zeynep Demet İlgezdi, İlknur Aktaş, Fatma Doğan Metin, Alper Kepez, Feyza Ünlü Özkan, Ayşe Duygu Şilte, Meryem Yılmaz Kaysın, Tarık Kıvrak, Altuğ Çincin, Okan Erdoğan
PMID: 25413229  PMCID: PMC5336843  doi: 10.5152/akd.2014.5333  Pages 320 - 324
Amaç: Bifosfonat tedavisinin atriyal fibrilasyon (AF) ile ilişkisi konusunda belirsizlik devam etmektedir. Bu çalışmada amacımız 24 saatlik Holter kayıtları kullanarak zoledronik asit (ZA) infüzyonunun AF gelişimi üzerine olan potansiyel akut etkilerini araştırmaktı. 
 
Yöntemler: Çalışma dizaynı kendinden kontrollü vaka serisi olarak planlandı. Çalışma popülasyonu zoledronik asit infüzyon tedavisi planlanmış 33 sıralı osteoporoz hastasından (29 kadın, yaş: 62,3±9,0 yıl) oluşturuldu. Tüm hastalara ilki planlanan ZA infüzyon zamanından 48 saat önce ve ikincisi infüzyon yapılan günde olmak üzere iki kez 24 saatlik Holter ritim kaydı uygulandı. İki kayıt arasında kalp hızları, aritmi tipleri ile sıklıkları ve kalp hızı değişkenliği değişkenleri karşılaştırıldı.
 
Bulgular: İnfüzyon öncesi ve infüzyon günü yapılan 24 saatlik Holter kayıtlarının hiçbirisinde 30 saniyeden uzun süren AF episoduna rastlanmadı. İnfüzyon öncesi yapılan kayıtlarda 1 hastada 3 atımlık atriyal run atağı izlendi. İnfüzyon günü yapılan Holter kayıtlarında ise 5 hastada (%15,2) uzunluğu 3 ile 12 atım arasında değişen atriyal run atakları izlendi (p=0,046). Kalp hızı değişkenliği değişkenleri arasında SDANN değerlerinin ZA infüzyonu yapılan gündeki kayıtlarda önemli derecede baskılandığı görüldü (113,6 ± 26,9 vs 98,2±29,9, p=0,007).
 
Sonuç:   ZA infüzyonu öncesinde ve infüzyondan hemen sonra hiçbir hastada AF gelişimi izlenmedi. Buna karşın bazı hastalarda atriyal ektopide bir miktar artış saptandı ve bu artıştan kardiyak otonomik aktivitedeki değişikliklerin sorumlu olabileceği düşünüldü. 
Objective: There is ongoing controversy related to the relationship between bisphosphonates and atrial fibrillation (AF). Our aim in this study was to evaluate the potential acute effect of zoledronic acid (ZA) infusion on AF development by using 24-hour Holter recordings.
 
Methods: The study was designed to be a self-controlled case series study, and 33 consecutive patients with osteoporosis (29 females, age: 62.3±9.0 years) who were scheduled to receive ZA infusion constituted the study population. Patients underwent 24-hour Holter rhythm recordings at two different times; the first one was 48 hours before the planned ZA infusion, and the second one was on the morning of the infusion day. Heart rate, frequency and type of arrhythmias, as well as heart rate variability (HRV) from the two recordings were compared.
 
Results: There were no episodes of AF greater than 30 sec in any of the 24-hour Holter recordings obtained before and on the day of drug infusion. Holter recordings before drug infusion showed that only 1 patient had an atrial run of 3 beats long. Holter recordings obtained on the day of drug infusion revealed that 5 patients (15.2%) had atrial runs with lengths ranging between 3 and 12 beats (p=0.046). Regarding HRV variables, SDANN values were found to be significantly depressed on the day of ZA infusion (113.6±26.9 vs. 98.2±29.9, p=0.007).
 
Conclusion: None of the patients developed AF during or early after ZA infusion. However, there was an increase in atrial ectopy in some patients, which might be due to alterations in cardiac autonomic activity. 
 

11.Determinants of inpatient costs of angina pectoris, myocardial infarction, and heart failure in a university hospital setting in Turkey
Kaan Sözmen, Özlem Pekel, Tuba Sevim Yılmaz, Ceyda Şahan, Ali Ceylan, Ercan Güler, Eren Korkmaz, Belgin Ünal
PMID: 25413230  PMCID: PMC5336844  doi: 10.5152/akd.2014.5320  Pages 325 - 333
Amaç: Bu çalışmanın amacı bir üniversite hastanesinde anjina pektoris (AP), miyokart enfarktüsü (ME) ve kalp yetersizliği (KY)’nin hastane tedavi maliyetlerini ve maliyetin belirleyicilerini incelemektir.

 
Yöntemler: Bu çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’ne AP, MI ya da KY ile başvuran hastaların kayıtlarını inceleyen retrospektif bir hastalık-maliyet çalışmasıdır. Doğrudan tıbbi maliyetler Sosyal Güvenlik Kurumu perspektifinden aşağıdan-yukarı hesaplama yöntemi kullanılarak hesaplanmıştır. Sosyodemografik ve klinik bilgiler hasta dosyalarından elde edilmiştir. Çok değişkenli analizlerde Genelleştirilmiş doğrusal model kullanılmıştır.
 
Bulgular: Çalışmaya 337 yatan hasta alınmıştır. Hastaların %26,4’ü AP (n=89), %55,8’i MI (n=188) ve %17,8’i KY (n=60) tanısı almıştır. MI en maliyetli hastalık olup bunu KY ve AP izlemektedir. Maliyetlerin %27,5’ini tıbbi girişimler, %22,2’sini cerrahi uygulamalar oluşturmuştur. DM varlığı, sigara kullanımı, MI ya da KY tanısı almış olmak, yoğun bakım gereksinimi ve sürecin ölümle sonuçlanması tedavi maliyetlerinin güçlü belirleyicileridir.
 
Sonuç: KVH hastane maliyetlerini hem başvuru öncesi özellikler (Diyabetes mellitus varlığı, sigara kullanımı, antiagregan ilaç kullanımı) hem de hastanede yatışı ile ilgili özellikler (tanı, koroner arter baypass ameliyatı, yoğun bakım gereksinimi ve ölüm varlığı) bağımsız olarak öngörmüştür. Bulgularımız sağlık ekonomisi modelleme çalışmalarında, geri ödemelere yönelik ekonomik değerlendirmelerde ve halk sağlığı girişimlerinin maliyet-etkililiğini değerlendiren çalışmalarda girdi olarak kullanılabilecek sonuçları içermektedir.
Objective: This study aimed to determine the correlates of in-hospital costs for angina pectoris (AP), myocardial infarction (MI), and heart failure (HF) in a university hospital setting.
 
Methods: This is a retrospective cost-of-illness study using data from the records of patients who were admitted with AP, MI, or HF to Dokuz Eylül University Hospital during 2008. Direct medical costs were calculated from the Social Security Institute perspective using a bottom-up approach. Socio-demographic and clinical information was abstracted from patient files. Costs were presented in Turkish lira (TL). A generalized linear model was used in the multivariate analysis.
 
Results: We included 337 in-patients in total in the study. AP was present in 26.4% (n=89), MI was present in 55.8% (n=188), and HF was present in 17.8% (n=60) of patients. MI was the most costly disease (2760 TL), followed by HF (2350 TL) and AP (1881 TL). The largest proportion of the total cost was formed by medical interventions (27.5%), followed by surgery (22.2%). Presence of DM, smoking, diagnosis of MI, HF, need for intensive care, and resulting in death were strong predictors of treatment costs.
 
Conclusion: Both preadmission characteristics of patients (diabetes mellitus, smoking, use of anti-aggregant before admission) and in-patient characteristics (diagnosis, coronary artery bypass grafting, intensive care need, death) predicted the hospital cost of cardiovascular diseases (CVDs) independently. Our results may be used as input for health-economic models and economic evaluations to support the decision-making of reimbursement and the cost-effectiveness of public health interventions in healthcare. 
 

EDUCATION
12.Mechanical index
Taner Şen, Omaç Tüfekçioğlu, Yavuzer Koza
PMID: 25880292  PMCID: PMC5336845  doi: 10.5152/akd.2015.6061  Pages 334 - 336
Mekanik indeks, akustik gücün bir göstergesidir. Rutin bir ekokardiyografik görüntüleme sırasında genellikle göz ardı edilir. Mekanik indeksi ayarlayarak, bir eko operatörü aynı seansta birçok kontrast spesifik görüntüleme yöntemlerini uygulayabilir.
Mechanical index (MI) is a measure of acoustic power. It is generally omitted during routine echocardiographic imaging. By adjusting the MI, an echocardiographer can perform various contrast-specific imaging modalities during the same session. 
 

CASE REPORT
13.Life-saving urgent intervention in a low-birth-weight newborn with obstructed supracardiac total anomalous pulmonary venous connection: Stenting the vertical vein
Alper Güzeltaş, İbrahim Cansaran Tanıdır, Taner Kasar
PMID: 25880293  PMCID: PMC5336846  doi: 10.5152/akd.2015.5938  Pages 337 - 339
Turkish
 
Başlık:  Obstrüktif suprakardiyak total anormal pulmoner venöz dönüş anomalili düşük doğum ağırlıklı yeni doğanda hayat kurtarıcı acil transkateter girişim; Vertikal vene stent yerleştirilmesi
 


14.Stuck aortic valve treated by reteplase in a Bentall patient
Ömer Tanyeli, Yüksel Dereli, Mehmet Akif Düzenli, Niyazi Görmüş
PMID: 25880294  PMCID: PMC5336847  doi: 10.5152/akd.2015.6024  Pages 339 - 340
Turkish
 
Başlık:  Benthall hastasında reteplaz ile tedavi edilen stuck aortik kapak



LETTER TO THE EDITOR
15.Trial design, statins, atrial fibrillation, and prevention: Four horsemen of the apocalypse
Yavuzer Koza, Ziya Şimşek, Hakan Taş, Hüseyin Şenocak
PMID: 25880295  PMCID: PMC5336848  doi: 10.5152/akd.2015.6193  Pages 341 - 342
Turkish
 
Başlık:  Çalışma dizaynı, statinler, atriyal fibrilasyon ve önleme: Mahşerin dört atlısı



16.Frequently occurring Torsades de pointes attacks in an old patient on solifenacin therapy and management strategy
Namık Özmen, Ömer Yiğiner, Haluk Ün, Burhan Bıçakçı
PMID: 25880296  PMCID: PMC5336850  doi: 10.5152/akd.2015.6121  Pages 342 - 343
Turkish
 
Başlık:  Yaşlı bir hastada solifenasin tedavisi sırasında sık Torsades de pointes atakları ve tedavi yaklaşımı



17.Coronary artery embolization after left ventriculography: A rare cause of myocardial infarction
İrfan Şahin, Hüsnü Atmaca, Diyar Köprülü, Barış Güngör, İlhan İlker Avcı
PMID: 25880297  PMCID: PMC5336851  doi: 10.5152/akd.2015.6139  Page 343
Turkish
 
Başlık:  Sol ventrikülografi sonrası koroner arter embolizasyonu: nadir bir miyokart enfarktüs nedeni



MISCELLANEOUS
18.Heart Failure and Importance of Collaboration of Professional Organizations: The Role of the Heart Failure Association of the European Society of Cardiology and Its Committee on National Heart Failure Societies
Yüksel Çavuşoğlu, Petar M. Seferovic, Alexandre Mebazaa
PMID: 25880298  PMCID: PMC5336852  doi: 10.5152/akd.2015.111110  Pages 344 - 345
Abstract | Full Text PDF

19.After 2015 National Arrhythmia Congress
Mesut Demir, Onur Akpınar
PMID: 25880299  PMCID: PMC5336853  doi: 10.5152/akd.2015.95175364  Page 346
Turkish
 
Başlık:  2015 Ulusal Aritmi Kongresi Ardından



E-PAGE ORIGINAL IMAGES
20.Twin hearts: identical anomalous coronary origin, individual vasculature
Mehmet Tezcan, Ömer Yiğiner, Bekir Sıtkı Cebeci
PMID: 25880300  PMCID: PMC5336854  doi: 10.5152/akd.2015.6064  Page E11
Abstract | Full Text PDF

21.Left atrial appendage ostial stenosis associated with rheumatic mitral stenosis
Yakup Alsancak, Burak Sezenoz, Fatih Öncü, Murat Uçar, Gülten Aydoğdu Taçoy
PMID: 25880301  PMCID: PMC5336855  doi: 10.5152/akd.2015.6149  Pages E11 - E12
Abstract | Full Text PDF



 
 
KARE Publishing | Copyright © 2018 Turkish Society of Cardiology